ANA SAYFA         HABER - YORUM - EĞİTİM - SAĞLIK - EKONOMİ - SANAT - EDEBİYAT - KİTAP - KÜLTÜR - SPOR...   

 

 

  Hastalıkları önlemek

Harvard tıp okulu uzmanlarından Dr. Harvey Simon’a göre hastalıklardan korunmak ve sağlığınızı güçlendirmek adına uymanız gerekenler şunlar:

1. Sigaradan, tütünden ve yasa dışı uyuşturuculardan uzak durun.
2. Düzenli egzersiz yapın.
3. İyi beslenin.
4. Kilonuzu koruyun. İnce kalın.
5. Alkol tüketiminizi sınırlayın.
6. Arabada emniyet kemerinizi bağlayın, dikkatli araba kullanın.
7. Radyasyona, mor ötesi ışınlara, kimyasal zehirlere ve diğer çevresel risklere karşı dikkatli olun. Bu risklerle karşılaşma olasılığınızı azaltın.
8. Fazla stresten kaçının.
9. Cinsel yoldan bulaşan hastalıklara karşı korunun.
10. Bedeninize kulak verin, sıkıntı işaretlerinizi doktorunuza bildirin, önleyici ve koruyucu tıp hizmetinden yararlanın.
11. Uykunuza özen gösterin/ İyi ve kaliteli uykudan taviz vermeyin.
12. İnanç dünyanızı zenginleştirin/manevi yanınızı güçlendirin.
13. Sosyal bağlarınızı çoğaltın, sıkılaştırın, sağlamlaştırın.
14. Aidiyet duygularınızı beslemeyi ihmal etmeyin.
15. Huzuru hedefleyin.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu - 09.08.2011

 

 

Beyin Sabahları Çok Çalışır
1- Toplantı ve önemli işlerinizi sabah yapın. Beyin, saat 10.00'a kadar çok daha verimli çalışıyor
2- Öğlen yemekten sonra konsantrasyon düşer. 10 dakikalık öğlen uykusu, beynin tekrar çalışmasını sağlar
3- Beyin akşam saatlerinde tekrar çalışmaya başlar. Sakin bir müzikle, beynin stresini alabilirsiniz

Beyin Cerrahı Doç. C. Topsakal, beyni daha zinde ve verimli kılmak için neler yapılması gerektiğine dair sorularımızı yanıtladı:

* İnsanın zekâsını, beyni mi belirliyor?

İnsan zekâsını yüzde 50 genetik özellikler, yüzde 50 çevresel faktörler belirler. Çevresel faktörler genetikten daha önemlidir. Çok zeki doğup, zekâsı ileride de aynı seviyede kalan çok insan var. Ama sıradan bir ailenin çocuğu olarak doğup, birer dehaya dönüşen örnekler de var. Bu; eğitimle alakalı. Beynin gelişim ve eğitiminin yüzde 90'ı, altı yaşa kadarki süreçte tamamlanır. Beynin anatomik gelişimi ise 20'li yaşlara kadar sürer. Öğrenme kapasitesi ilk altı yılda çok daha ön plandadır. Çocuğa ne verilecekse, bu dönemde verilmelidir. Anaokulu eğitimi önemlidir.


ÇOK OKUYAN GEÇ BUNAR

* Beyni geliştirmek için neler yapılabilir?

Yapbozlar, çocukların beyin gelişimi için yararlıdır. İleri yaşlarda da bulmaca çözmek, bol rakamlı şifreleri ve sayıları akılda tutmak ya da ezberlemek faydalıdır. Telefon numarası ezberlemekte de fayda vardır. Basit matematik hesaplarını kafadan çözmek de önemlidir. Bunları yapamayanların, bol bol kitap okumaları gerekir. Okuyan beyin, geç bunar. Bu egzersizler, beyinde kısa yollar oluşturur. Kısa yollar yaratmak, pratik yaşam için önemlidir. Mesela öğrenciler bir sorunun yanıtını kolay hatırlamak için cevap maddelerinin satır başlıklarına harf koyar ve ondan kelime üretir. Böyle kelimeler türetmek de, yapılması gereken bir egzersizdir. Diyelim ki; aracımı otoparkta yeşil alanda bulunan C6'ya koydum. 'Yeşil Bursa'nın Ceyhan 6'sı' diye bir kelime türetirsem, orayı unutmam zorlaşır.


07.00-10.00 ARASI ÇALIŞIN

* Beyin hangi saatte ne şekilde çalışmaktadır?

Depresyondaki beyin, gece yarısından sonra sağlıksız düşünür. İyi uyumuş ve yeterli beslenmiş bir bedenin beyni ise gerekli beyin egzersizlerini de yapmışsa; en iyi sabah saatlerinde çalışır. 07.00-10.00 arası, öğrenmeye en yatkın saatlerdir. Yemekten sora konsantrasyon düşer ve uyku bastırır. Siesta döneminde beyin az çalışır ve hiç randıman alınmaz. Şekerlemeler, beyne iyi gelir. 10 dakikalık bir şekerleme bazen altı saatlik uykuya bedeldir. Beyin, akşam saatlerinde tekrar açılır. Ancak midenin aç olmaması gerekir. Beyin sadece şekerle beslenir. Kan şekeri düşerse, beyin çalışmaz. Sık ama az yemek, kan şekerini sabit tutmak için önemlidir.

GÜNDE ALTI ÖĞÜN YİYİN!
* Bu yüzden mi, sınavlardan önce şeker yemek önerilir?
Evet. Kan şekerini sabit ve yüksek tutmak, beynin tam kapasiteli çalışmasını sağlar. Beyin, hızlı şokları sevmez. Günde altı kez beslenmek ise en sevdiği şeydir. Zihin akşam saatlerinde açılır. Bunda çay ve kahvenin de rolü var. Gün içinde beden yorgun düştüğü için beyin de bir süre çalışmayı reddeder. Trafik stresi, gürültü ve aile problemleri beyni yorar. Bu yorgunluktan kurtulmak için kendi ilacınızı kendiniz bulun, sakin bir müzik ve biraz Polyannacılık gerekebilir. Uykudan az önce verim artar. Beyin gece verim alıyorsa, bu saatler değerlendirilmelidir.

 

 

Kaliteli Yaşamın 38 Altın Kuralı

SAĞLIK:
1. Çok su için.
2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de dilenci gibi yiyin.
3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok ve fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.
4. 3 E ile yaşayın -- Energy, Enthusiasm, and Empathy (enerji, heyecan ve duygu paylaşımı).
5. Meditasyon, REİKİ, yoga ve dua yapacak zaman yaratın.
6. Daha çok oyun oynayın.
7. 2010’da okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun .
8. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.
9. 7-8 saat uyuyun.
10. Hergün 20-45 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.

KİŞİLİK:
11. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın. Onların seyahatinin ne hakkında olduğuna dair hiçbir fikrin yok.
12. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an için harcayın.
13. Fazla abartmayın. Sınırlarınızı bilin.
14. Kendinizi çok ciddiye almayın.
15. Kıymetli enerjini gevezelikle, dedikoduyla boşa harcamayın.
16. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.
17. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. Zaten ihtiyacın olan herşeye sahipsin.
18. Geçmiş meseleleri unutun. Partnerinizin geçmiş hatalarını hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.
19. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.
20. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.
21. Senden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu değildir.
22. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada olduğumuzu unutmayın. Problemler, cebir dersi gibi gelip giden ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.
23. Daha fazla gülümseyin ve gülün.
24. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmamak için anlaşın.

SOSYAL YAŞANTI:
25. Ailenizi sık arayın.
26. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.
27. Herkesi herşey için affedin.
28. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.
29. Hergün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız en az 1 kişiye “GÜNAYDIN” deyin.
30. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez.
31. Hasta olduğun zaman işin sana bakmamalı. Arkadaşların bakmalı. Onlarla temasta olun.

HAYAT:
32. Doğru şeyi yapın!
33. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan herşeyden uzak durun.
34. ALLAH herşeyi iyileştirir.
35. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.
36. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.
37. En iyisine henüz sıra gelmedi.
38. Sabah sağlıklı olarak uyandığınız zaman, bunun için ALLAH’a şükredin.

 

 

Fındık ve ceviz kalp dostu


Yüksek kolesterolün en ucuz ve en etkin ilacı yağlı tohumlar. Doymamış yağ asit içeriği olan fındık, ceviz ve bademi ara öğünlerde tüketenlerde kalp ve damar hastalıkları nadir görülüyor.


CEVİZ ve badem gibi yağlı tohumlar sağlıklı dengeli bir diyetin parçası olarak tüketildiğinde kolesterol seviyenizi düşürerek kalp sağlığını korumaya yardımcıdır. Yağlı tohumlar, doymamış yağ asidi içeriği ve diğer besin öğeleri bakımından zengindir bu yüzden de sağlıklı atıştırmalık olarak adlandırılırlar. Ucuz, kolay bulunabilir ve rahatlıkla yanınızda işe ya da okula taşıyabileceğiniz için ideal ara öğün seçeneğidirler. Hangi yağlı tohum türünü tercih ettiğiniz çok önemli olmasa da bazıları diğerlerinden daha fazla kalp sağlığını koruyucu besin öğesi ve yağ içeriğine sahiptir.


Kolesterolü düşürüyor
Ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlar küçücük paketlerinin içinde çok fazla sağlık için yararlı besin öğesi barındırırlar. Kalbiniz ile ilgili herhangi bir rahatsızlığınız varsa, sağlıksız atıştırmalıklar yerine yağlı tohumları tüketmek sağlıklı bir diyetle beraber tüketmek kalp sağlığınız için yararlı olacaktır. İnsanlar üzerinde yapılan birçok çalışmada, kalp sağlığını koruyucu bir diyet ile beraber yağlı tohumlar tüketmenin, kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterol seviyesini düşürdüğü saptanmıştır.


Kan pıhtılaşmasını azaltıyor
Yüksek seyreden LDL düzeyleri kalp hastalıklarının birincil nedenlerinden biri olarak görülmektedir, bu da yağlı tohumların sağlıklı beslenmedeki önemini kanıtlamaktadır. Yağlı tohumları tüketmek, ölümcül kalp krizine neden olan kanın pıhtılaşma riskini azaltır ve arterlerinizdeki kan akışını iyileştirir. Yağlı tohumların kalp sağlığını koruyucu etkisinin kesinliği tamamen kanıtlanmış değildir- FDA kuruluşlara sadece ‘tavsiye edilmektedir fakat kanıtlanmamıştır’ ibaresini yazmalarına izin vermektedir.


DAMARLARDA PEELİNG ETKİSİ YAPIYOR
Mucizevi içeriğe sahip
- Doymamış yağlar: Yağlı tohumların içeriğindeki tekli ve çoklu doymamış yağ asitlerinin kötü kolesterol düzeyini düşürdüğü düşünülmektedir.


- Omega-3 yağ asitleri: Çoğu yağlı tohum omega-3 bakımından zengindir. Kalp sağlığını koruyucu etkiye sahiptir ve tehlikeli kalp ritmlerini önler. Omega-3 yağ asitleri ayrıca çoğu balıkta bulunur.


- L-arjinin: Kan akımının rahatça sağlanabilmesi için arter duvarlarının esnek olmasını ve pıhtılaşmaya daha az yatkın olmasını sağlayarak arter duvarlarının sağlığını korumada etkili olan l-arjinin yağlı tohumların içeriğinde bulunur.


- Posa: Tüm yağlı tohumlar kolesterolü düşürmeye yardımcı posa içeriğine sahiptir. Ayraca posa tokluk hissi sağlayarak bir sonraki öğünde daha az yemenizi sağlar. Aynı zamanda diyabet hastalığında da kan şekeri düzenlenmesinde önemli rolü vardır.


- E vitamini: Arter plaklarının oluşumunu engeller. Plak oluşumu daralmaya, göğüs ağrılarına, koroner arter hastalığına ya da kalp krizine neden olabilir.


Selehattin DÖNMEZ

 

 

Kanser olmamak için bunları yapın

- Sigaradan / tütünden uzak durunuz.

- Şekeri ve yapay tatlandırıcıları yaşantınızdan çıkarınız. Çünkü şekerdeki glikoz kanser hücrelerini besler.

- Kapalı ortamlarda, hormonlarla büyütülen tavuk, balık, çift tırnaklı hayvan ürünlerini yemeyiniz.

- Hergün mutlaka sebze ve meyve tüketiniz.

- Hızlı beslenme (fast food) yöntemini terk ediniz.

- Gıdaları iyi çiğneyerek tüketiniz.

- Günde 3 ana öğün, 3 ara öğün yapınız. Azar azar ve sık yiyiniz.

- Televizyonu günde 2 saatten fazla izlemeyiniz.

- Elektrikli spor aletlerini kullanmayınız. Zira bunların motorlarının yaydığı manyetik alan sağlığınıza zararlıdır.

- Hareketi az bir mesleğiniz var ise günde mutlaka 30-45 dakika spor yapınız.

- Bedeninizin dinlenmesi ve arınması için her yıl 5 - 30 gün oruç tutunuz.

- Aşırı yağlı gıdaları yemeyiniz.

- Tuzu beslenme listenizden çıkarınız. Çok tuz içeren konserve, salamura, şarküteri, fast food, kurabiye vb.’den uzak durunuz.

- Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi gıdaları ayda bir kezden fazla tüketmeyiniz.

- Alkolü ya hiç ya da haftada bir kez 1-2 kadehten fazla almayınız.

- Her gün 6000 adım atacak bedensel aktivite yapınız.

- Kömür dumanına maruz kalarak pişen, karbon molekülleriyle dolu kebapları, sebzeleri yemekten vaz geçiniz.

- Küflü (aflatoksin içeren) gıdaları yemeyiniz

- Tüm gıdalarınızı cam kaplar içinde saklayınız. Bakır, alüminyum, teflon, PVC, kauçuk, naylon, melamin kapları tercih etmeyiniz.

- Her gün en az 15 dakika kadar güneşte kalınız.

- Giysilerinizin zararlı kimyasallar içermemesine dikkat ediniz.

- Gıdalarınızı ve eşyalarınızı temizlemek için daha az deterjan, şampuan, çamaşır suyu kullanınız.

- Margarini, ayçiçek yağını mutfağınıza sokmayınız.

- TSE, CE, ISO belgelerinden en az birine sahip olmayan hiçbir ürünü kullanmayınız.

- Pil ve aküleri asla çöpe atmayınız.

- Elektrikli aygıtları az kullanınız ve işiniz bitince hemen kapatınız.

- Cep telefonuyla iki dakikadan fazla konuşmayınız. 10 yaşın altındaki çocukların cep telefonu kullanmasına izin vermeyiniz.

- Kablosuz (wireless) aygıtları tercih etmeyiniz.

- Mikro dalga fırınları kullanmayınız.

- Cep telefonu baz istasyonlarından, yüksek gerilimli elektrik hatlarından 500 metre uzakta yaşayınız.

- Serada yetişmiş gıdaları değil doğal mevsiminde yetişmiş olanları tüketiniz.

- Ellerinizi günde 3-5 kez sıvı sabunla yıkayınız. Dişlerinizi sabah-akşam fırçalayınız.

- İdeal kilonuzu boyunuzdan 106’yı çıkararak belirleyiniz. Yani 180 cm boyundaysanız kilonuz 74’ü geçmesin.

- Ağır metaller (bakır, kurşun, civa, çinko, alüminyum vb.) bulaşmış hiçbir gıdayı yemeyiniz.

- Günlük olarak banyo / duş yapınız.

- Bel çevresinin kadınlarda 88 cm’yi, erkeklerde 102 cm’yi geçmemesini sağlayınız.

Dr. Derya Kamal

 

 

Daha sağlıklı olmak ister misiniz?
1. Yaşantınızdan yapay şekeri çıkarınız. Koladan, reçelden, pastadan uzak durunuz. Kanserli hücrelerin gıdası rafine şekerdir. 1 kutu kolada 15-33 kesme şeker vardır.
 

2. Margarin, ayçiçek yağı, mısırözü yağını mutfağınıza sokmayınız. Saf zeytin yağı ya da merada dolaşan hayvanların tereyağını kullanınız.
 

3. Bakır, alüminyum, pleksiglas, melamin, teflon, plastik, PVC, naylon kaplarda gıda bulundurmayınız. Bunlarda saklanmış gıdaları tüketmeyiniz. Plastik kapta satılan sirke, turşu, marmelat, reçel, salça vb. satın almayınız.
 

4. Beden ağırlığınıza göre her 30 kilo için günde 1 litre su içiniz. Kilonuz 90 ise mutlaka 3 litre su (çay, meyva suyu, maden suyu vb.) tüketiniz. İşlenmiş suları almayınız.
 

5. Asla kepeği alınmış beyaz ekmek yemeyiniz. Kepekli, çavdarlı, patatesli ekmeklerden yiyiniz.
 

6. Meyve ve sebzeleri mevsiminde yetişenlerden seçerek tüketiniz. Serada hormonlarla, ilaçlarla büyütülmüş sahte bitkileri eve sokmayınız.
 

7. Günde en az 6000 adım atacak sportif aktivitede bulununuz. Ağır sporları değil yürüme, yavaş koşma, yüzme, merdiven çıkma, bisiklet sürme sporlarını yeğleyiniz. Kapalı ortamda, elektromanyetik alan yayan spor aletlerinin çok fayda sağlamadığını biliniz.
 

8. Sigara içmeyiniz. Bu meret en kirli havadan daha zehirleyicidir. Ömrünüzü 10 yıl kısaltır. Yaşam kalitenizi düşürür. Bedeninize 4000 çeşit zararlı kimyasalın girmesine neden olur.
 

9. Alkollü içkilerin tümü bedeninize az ya da çok zarar verir. Alkol derecesi % 30-50 arasında olan içkileri kesinlikle içmeyiniz. Derecesi 4 – 12 arasında olan bira, şarap gibi içkileri ise 1-2 kadehten fazla içmeyiniz.
 

10. Yaşantınızdan rafine tuzu çıkarınız. Gıdaların kendi tuzları zaten vardır. Yemeklerinize (salata, çorba vb.) tuz yerine karabiber, kırmızı biber, sirke, limon ekleyerek de aynı damak tadını alabilirsiniz.
 

11. 24 saat içinde 5 kez (3 ana öğün 2 ara öğün) yemek yiyiniz. Akşam 19-20’den sonra hiçbir şey yemeyiniz. Sadece su içebilirsiniz.
 

12. Sofranızdan yoğurdu, peyniri, suyu, salatayı, çorbayı, baharatları, balı, pekmezi, sarımsağı, soğanı, maydanozu eksik etmeyiniz.
 

13. Çips, hazır çorba, konserveler, pizza, sakatat, kokoreç, üçü bir arada içecekler, enerji içecekleri, dondurulmuş gıdalardan kesinlikle uzak durunuz.
 

14. Televizyonu, bilgisayarı, otomobilinizi iki saatten fazla kullanmayınız. Uzun süre hareketsiz kalmak bedeninizin hastalıklar üretmesine neden olucu reaksiyonları tetikler.
 

15. Kablosuz modem, kablosuz telefon, mikrodalga fırın, cep telefonu gibi aygıtlar kansere yol açıcı yüksek frekanslarla çalışır. O nedenle bu aygıtlardan mümkün olduğu kadar uzak durunuz. Cep telefonunu 2 dakikadan fazla kulağınızda tutmayınız.
 

16. TSE, ISO, CE gibi kalite belgelerinden biri ya da tümü olmayan hiçbir malı (eşya, gıda) evinize sokmayınız.
 

17. Günde en az 8 saat uyuyunuz. Geceleri 22-23 gibi yatıp sabahları 6-7 arası kalkınız. Elektromanyetik alan yayan (TV, buzdolabı, klima, elektrikli battaniye, telli ısıtıcı gibi aygıtların olmadığı bir odada yatınız.
 

18. Her sabah ve akşam düzenli olarak dışkılama işlemini yapınız. Atıkların bedeninizde uzun süre kalmasını önleyiniz.
 

19. Bedeninizde ortaya çıkan hastalık belirtilerini iyi takip ederek tıbbi müdahalenin gecikmeden yapılmasını sağlayınız.
 

20. Ellerinizi, ağzınızı, yüzünüzü, ayaklarınızı sürekli olarak temiz tutunuz. Günlük olarak banyo yapınız.
 

21. Ortopedik tabanlı bir ayakkabı giyiniz. Plastik tabanlı ayakkabılar bedeninizdeki statik elektriği boşaltmanızı önler.
 

22. Boş vakitlerinizde doğal ortamlara (bahçe, park, orman, köy, tarla, çayır vb.) gidiniz. Beton ortamlardan mümkün olduğu kadar uzak durunuz.
 

Dr. Mehmet Özcan

 

 

Elektrikli bombalar

Ülkemizde nerede üretildiği belli olmayan, TSE, CE, ISO kalite belgelerinin hiçbirini taşımayan elektrikli ve elektronik aygıtlar pek bir engelle karşılaşmadan satılabilmektedir.

Hiçbir kurumu ya da esnafı suçlamak gibi bir amacım yoktur. Ancak bir elektrik-elektronik öğretmeni olarak standart dışı ürünlerin çok tehlikeli olduğunu dile getirmek istiyorum.

Adamızdaki bir çok evde manyetik alan, statik elektrik, radyasyon, kimyasal sızıntı bombaları vardır.

Garanti belgesi bile olmayan telefon, televizyon, mikrodalga fırın, süpürge, klima, soğutucu, infrared soba, vantilatör, saç kurutucu, ütü, oyuncak, matkap vb. gibi aygıtlar bizleri gözgöre göre ölüme sürüklemektedir.

Her an elektrik kaçağına maruz kalabilirsiniz. TV’nizin ekranı patlayabilir, eviniz yanabilir.

Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde yapılan, orijinaline çok benzeyen ama tamamen kansorejen hammaddeler kullanılarak yapılmış ürünleri evlerden uzak tutmak şarttır.

Bu konuda bilimci, uzman olmaya hiç gerek yoktur. Bir ürünü alırken yalnızca TSE, CE, ISO kalite belgelerinin en az birisi var mı, yetkili servisi mevcut mu, garantisi en az iki yıl mı sorularının sorulması yeterli olacaktır.

TV izlerken, ısınırken, yemek pişirirken, aydınlanırken, yatarken zararlı elektromanyetik alanlara maruz kaldığınızı unutmayarak taklit bombalara para dökmekten bir an önce vazgeçmenizi öneriyorum.

Korsan üreticiler ürünlerini çok ucuza mal etmek için aygıtların içinde olması gereken tüm koruyucu, söndürücü devreleri iptal etmektedirler. Bu konuda ek bilgi almak isteyenlere elimdeki tüm teknik verileri sunabilirim.

Ali Özdemir - 2010

 

 

Çocuklarınıza sahip çıkınız
Özenerek büyüttüğünüz çocuklarınızı kahvaltı yapmadan okula gönderdiğiniz zaman onlardan asla üstün başarı beklemeyiniz.
Beslenme uzmanı değilim. Ancak kahvaltının birey için ne kadar önemli olduğunun farkındayım.
Sabahleyin bir şey yemeden gönderdiğiniz evlatlarınız okula ulaşır ulaşmaz kantine hücum ederek yararlı olan gıdaları değil cola, gazoz, çips, hamburger, tost vb. gibi obez yapıcı ürünleri yemektedir.
Okul kantinlerinde sağlığa uygun gıdalar da satılıyor ancak öğrencilerin çoğunluğu reklamların etkisinde kalarak faydasız ürünlere yöneliyor.
İngilizlerin şöyle bir sözü var: “Sabahları kıtlıktan çıkmış gibi ye. Öğle yemeğini arkadaşınla paylaş, akşam yemeğini ise düşmanına ver.” Son derece doğru olan bu sözü uygulayan ise ne yazık ki pek az.
Gelişmiş Batı toplumlarının en önemli sorunlarından birisi de aşırı kilolu (obez) kuşakların çoğalmasıdır. Akdeniz mutfağının en mükemmel örneklerini barındıran KKTC'nin yeni kuşaklarının şişmanlıkla ortaya çıkan bin türlü hastalıklara karşı daha bilinçli hareket etmesini sağlamak şarttır.
Değerli ana-babalara buradan sesleniyorum. Lütfen çocuklarınızı yalap-şap giydirip aç karına okula gönderdikten sonra karnedeki zayıfları görünce olumsuz bir söz etmeyiniz. Zira buna hakkınız yok.
Okula aç gelen, abur-cubur tıkınan çocuklarımız yarı uykulu ve dermansız haldeyken verimli ders izleyemiyor ki...

Ali Özdemir

 

 

ELEKTROMANYETİK KİRLİLİK
Evlerde ve işyerlerinde kullanılan her türlü elektrikli aygıt az ya da çok manyetik alan yaymaktadır. Özellikle cep telefonu, mikro dalga fırın, telsiz telefon, kablosuz modem, elektrikli süpürge, matkap, saç kurutma makinesi, çamaşır makinesi, jeneratörün içindeki alternatör, kesintisiz güç kaynağının içindeki transformatör, cep telefonu baz istasyonları, eski tip bilgisayar monitörleri (CRT) vb. canlıların sağlığı için son derece zararlı manyetik alan, enfraruj ışın ile radyasyon (ışınım) yaymaktadır.

Özellikle 7 yaş altı çocukların bulunduğu ortamlarda cep telefonu, kablosuz modem kullanmak onlarca hastalığı tetikleyici niteliktedir.

Ülkemizde satılan cep telefonlarının ne kadar manyetik alan yaydığına ilişkin bir teknik bilgi söz konusu değildir. AB ülkelerinde satılan her cep telefonunun ne kadar manyetik alan yaydığı açıklanmaktadır.

Elektrik enerjisi doğru kullanıldığında son derece yararlıdır. Ancak bilinçsiz kullanım olduğunda başta kanser olmak üzere bir çok sağlık sorununa neden olan elektrikli aygıtları doğru kullanmayı bilmek gerekir.

Mikro dalga fırınların, halojen lambaların, kablosuz (wireless) modemlerin hamile kadınlar üzerinde çok zararı vardır. O nedenle bu cihazlardan kaçınmak gerekir.

Elektromanyetik kirlilik konusunda eğitim almamış olanların rasgele konuşup yazması halk üzerinde paniğe yol açmanın ötesinde bir yarar sağlamamaktadır.

Herkes her konuda fikir yürütürse kaostan başka bir durum söz konusu olmaz. Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) içeren gıdalar, hormonlu yiyecekler ve elektromanyetik kirlilik konusunda "uzman" olanların açıklamaları dikkate alınmalıdır.

Gelişmiş ülkelerin (ABD, İngiltere, Kanada, Almanya, Fransa vb.) küresel şirketleri ayakta kalabilmek, sömürüyü artırabilmek için her türlü hileye başvurmaktadır. O nedenle dünya çapında satış yapan dev firmaların ürünleri satın alınırken iki kere düşünmekte yarar vardır.

Özellikle çocuklarımızın cep telefonunu sürekli kullanması, uzun süre hareketsiz biçimde bilgisayar başında oturması televizyon bağımlısı olması önlenmedikçe sağlıklı bir toplum olmamız çok güçtür.

Ali Özdemir

 

 

 

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
Oruç ilk günlerde ne yapar?


Oruç bedene de ruha da iyi geliyor ama ortaya çıkabilecek bazı sağlık sorunları da yok değil!

Bunları bilmediğiniz ya da ciddiye almadığınızda çok daha ciddi bazı problemlerle karşılaşmanız mümkün olabiliyor. Bu nedenle hangileri önemli ya da değil bilmekte fayda var.

BAŞ AĞRISI İLK HAFTADA DAHA SIK?

Baş ağrısı daha çok ilk günlerde görülen bir şikâyet. Temel nedeni açlığa bağlı hipoglisemi yani kan şekerinin düşmesi. Eğer migren hastasıysanız orucun ilk günlerinde migren ataklarının sıklaşabileceği de aklınızda olsun. Baş ağrısının başka nedenleri de var. Sigara içiyorsanız sigaradan, kafein tutkunuysanız kahve ve çaydan uzak kalmanız ve susuzluğunuzda baş ağrılarına yol açabiliyor.

KAZALARA DİKKAT!

Uzun süre aç kalmanın yol açtığı halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, baş dönmesi, takatsizlik gibi şikâyetlerin nedeni hipoglisemidir. Ne iyi ki hipoglisemik reaksiyonlar vücudun kompanse edici mekanizmalarının devreye girmesi ile kısa bir süre sonra azalmaya başlıyor. Özellikle onuncu günden sonra bu reaksiyonlar neredeyse tamamen ortadan kalkıyor. ılk günlerde ortaya çıkan hipoglisemi halinin aşırı sinirlilik, çabuk öfkelenme, dikkat dağınıklığı gibi nedenlere yol açabileceği de aklınızda olsun. Özellikle dikkat dağınıklığının trafik ve iş kazaları olasılığını arttıracağı hatta ev kazalarını sıklaştırabileceğini de bir kenara not edin.

KABIZLIK SÜRPRİZ DEĞİL!

Oruç ilk günlerde hazımsızlık ve benzeri yakınmalara da yol açabiliyor. Reflü hikâyesi olanlarda reflü atakları uyuyan bir ülseri olanlarda ülser ağrıları yeniden başlayabiliyor. Ne iyi ki sindirim sistemi duruma intibak ediyor, rahatlıyor, eski düzeni yeniden kuruluyor. Oruçlu olduğunuz dönemde ortaya çıkan sorunlardan biri de kabızlık. Eğer böyle bir sorun yaşarsanız iftar ya da sahur mönülerinizde kuru kayısı ya da incir gibi besinlere mutlaka yer verin. Posadan zengin yiyecekleri (sebzeler, bakliyat, tam tahıllar) arttırın.
Yeteri kadar su tüketilmediği için oruç tutanlarda böbrek fonksiyonları yavaşlamakta, böbreğin temizleme-süzme işlevleri belli bir değişim sürecine girmektedir. Eğer sağlam bir böbreğiniz varsa bu durum pek sorun yaratmaz. Ama eğer bilinen ya da farkına varmadığınız bir böbrek yetmezliği probleminiz söz konusuysa sorun çıkarabilir.

UYKU DÜZENİ BOZULABİLİR...

Orucun uyku düzeninin de bazı aksamalara yol açması mümkün olabiliyor. Sabaha karşı sahura kalkıp sonra kolayca uykuya dalıvermek herkes için pek kolay değil. Bu da ertesi günün halsiz, yorgun, bitkin, sinirli, gergin geçmesine sebep olabiliyor. Uyku sorununa olan adaptasyonunda birinci haftadan sonra başlayacağı belirtiliyor.
Tabii ki oruç tutmak hele hele böyle bir sıcak, nemli, bir yaz döneminde aç ve susuz uzun süre kalabilmek pek kolay değil. Ama şunu açık ve net olarak söyleyebilirim; eğer, ciddi önemli bir sağlık sorununuz yoksa oruç fiziksel ve ruhsal anlamda sağlığınızı güçlendirecektir, bundan hiç kuşkunuz olmasın.

Oruç ve yüksek tansiyon

Tansiyon yüksekliği (hipertansiyon), yaşamı tehdit edebilecek hastalıkların (kalp krizi, kalp yetmezliği, beyin kanaması gibi) birinci basamağı olarak değerlendirebileceğimiz çok önemli bir sağlık sorunudur. Yüksek tansiyon nedeniyle tedavi gören kişilerin aklına, ramazana girerken oruç tutup tutamayacakları, tutabileceklerse ilaçlarının yeniden düzenlenmesi ile ilgili sorular gelir. Bunların yanıtını düzenli olarak gittikleri doktor ile yapacakları görüşmede alabilirler. Eğer, oruç tutabileceklerine karar verilirse doktorları onların ilaç dozlarını ve saatlerini yeniden ayarlamalıdır.
Genel olarak, uzun zamandır yüksek tansiyon tedavisi gören, aralıklı ölçümlerde tansiyonu doktoru tarafından belirlenen alt ve üst sınırlar içerisinde kalan kişilerin oruç tutması herhangi bir sağlık sorunu oluşturmaz. Ancak, gün boyunca bir şey yiyip içemeyeceklerinden ilaçlarının saatleri kayıp kan ilaç düzeyinde sapmalar olabilir.
Uzun açlık saatlerinde vücutta ilacın aktif maddesinin emilimi azalabilir, kan basıncı tehlikeli düzeylere çıkabilir ya da tam tersine, belirli koruyucu ve taşıyıcı maddelerle kaplı ilaçlar oruca bağlı gıda yokluğunda daha hızlı emilip daha fazla etki göstererek kan basıncının düşmesine neden olabilir. Bu nedenle, ramazan boyunca belirli aralıklarla tansiyon kontrolü elden bırakmamalı.

Yüksek tansiyonu olanlar oruç tutarken ne yapmalı?

Yüksek tansiyon hastalarının ramazana özel şu önerilere kulak vermelerinde yarar var.
* Oruç açarken tüketilen iftariyeliklerin, örneğin peynirin ve zeytinin tuzsuz olanı tercih edilmelidir.
* İftar sofralarında sıklıkla yer alan turşu ve benzeri salamura edilmiş gıdaların tüketilmemesi uygundur.
* Hazır, kutu ya da şişelenmiş ayranların yüksek oranda tuz içerdiği unutulmamalıdır.
* Kavurma, pastırma, sucuk gibi şarküteri ürünlerinin tuz içeriği yüksek olduğundan bu besinlerin hepsinin birden ya da çok miktarda tüketmesi sakıncalıdır. Mümkünse hiç tüketilmemelidir.
* Yeşil yapraklı salata ve sebzelerin tansiyonu düşürmede yararlı olduğu unutulmamalı, iftar sofralarında mutlaka bulunmalı ve bolca yenmelidir.
* Potasyum içeriği yüksek olan besinlerin (kurutulmuş meyve ve sebzeler, kavun ve kayısı gibi meyveler, ıspanak, maydanoz gibi koyu yeşil yapraklı bitkiler, kuru baklagiller) tansiyonun düzenlenmesine yardımcı olduğu bilinerek sıkça tüketilmelidir.
* Kuruyemişler yüksek tuz içeriği nedeni ile tercih edilmemelidir.
* Günlük beslenmesinde ekmeği tuzsuz tüketmesi gereken bireylerin, pidenin içerisinde tuz bulunduğunu bilmesi ve ona göre tüketmesi gerekir.
* Çaya, kahveye düşkün olanlarda, oruçluyken bu içeceklerin tüketilmemesi koruyucu bir durumdur. Ancak, iftardan sonra yoğunlaşan çay ve kahve içimi hem idrar söktürücü etkileri nedeni ile hem de kafein alımının dönemsel artışı yüzünden tansiyon üzerinde olumsuz etkiler yapabilir.
* Ramazan sofralarına özgü olarak hazırlanan veya satın alınan tatlı, pasta, kek, kurabiye türü ürünlerin içerisinde bulunan kabartma tozunun tansiyonu etkileyeceği bilinmelidir.
* Gün boyu susuz kalan vücudun sıvı gereksinimi iftardan sahura kadar geçen sürede özenle ve dikkatle karşılanmalıdır.

 

 

 

 

 

 

Gıda alerjisinin efsane inanışları

Yumurta, muz, çilek ya da karides yedikten sonra cildinizin bakla bakla kızarıp kabarmaya ve dayanılmaz biçimde kaşınmaya başladığı oldu mu? Veya ishal, karın ağrısı, gaz, şişkinlik gibi yakınmalarınız... Sakın gıda alerjiniz olmasın!


Gıda alerjileri konusunda bildiğimizi zannettiklerimizin çoğu bilimsel gerçekleri yansıtmayan, kulaktan kulağa yayılan şehir efsaneleri. Diyebilirim ki bilgi kirliliğinin bu kadar yoğun olduğu başka bir beslenme alanı ya da sağlık konusu da yok. Amerika’nın güvenilir internet sitelerinden (www.familydoctor.org ) gıda alerjileri hakkında yanlış bilinen efsanelerin en yaygın dokuzunu şöyle sıralıyor:
1- YAYGIN BİR SAĞLIK SORUNU
Genel nüfusun yaklaşık yüzde 25’inin gıda alerjisine sahip olduğu sanılır. Oysa gerçek rakam çocuklarda yüzde 6 ve erişkinlerde yüzde 2’dir. Gıda alerjisi tablosu, bağışıklık sistemimizin (bedenimizin bulaşıcı hastalıklarla savaşan bölümü) bazı besin maddelerine karşı oluşturduğu tepkiler. Çoğu kişi, bazı gıdaları fazla miktarda tükettikten bir süre sonra oluşan sindirim sistemi rahatsızlıklarını gıda alerjisi sanır. Aslında bu bir gıda intoleransı.
2- BAŞLICA SORUN ÇİLEK VE DOMATES
Birçok gıda alerji nedeni olabilir. Ancak, bunlar içerisinde en sık alerjik reaksiyon oluşturanlar ceviz, yer fıstığı, süt, yumurta, soya, buğday, balık ve kabuklu deniz ürünleri. Bu sekiz gıda maddesi tüm gıda alerjilerinin yaklaşık yüzde 90’ının nedeni. Gıda alerjisinden korunmak için hangi besin maddesine karşı alerjiniz olduğu testlerle belirlendikten sonra bu gıdadan uzak durmayı öğrenmelisiniz. Bunun için dışarıda yemek yerken mönüleri dikkatle incelemeli, marketlerde etiketleri baştan sona okumalı, karışık gıda tüketirken alerjik olduğunuz maddenin bulunmadığından emin olmalısınız. Çocuğunuzda gıda alerjisi varsa okul çevresini ve diğer yardımcı personeli uyarmalısınız.
3- ŞEKER ALERJİSİ
Gıda alerjisi, bağışıklık sistemimizin gıdaların içerdiği bazı proteinleri sanki bir bakteri ya da virüs gibi kabul etmesi ve düşmanca tepki vermesidir. Bu nedenle ne şekerlerle ne de yağlarla böylesi bir tablo ortaya çıkmaz.
4- ERİŞKİNLERDE SÜT DUYARLILIĞI
Süt alerjisi çocuklarda daha sık görülür. Genellikle 2-3 yaşından sonra azalır. En sık görülen yakınmalar ürtiker, kusma ve solunum sıkıntısı. Erişkinlerin çoğunda süt tüketimini izleyen saatlerde şişkinlik, gaz, kramplar, bulantı ve ishal gibi yakınmalar ortaya çıkar. Bu gerçek bir alerji değil; süt şekeri yani laktoza karşı gelişen intolerans.
5- ALERJİK BÜNYENİN SINIRI YOK
Gıda alerjisi sorunu olanların önemli kısmında alerjen madde sayısı dörtten azdır.
6- GIDA ALERJİSİ KİŞİLERİ HİPERAKTİF YAPAR
Gıda alerjisinin en sık rastlanan erken dönem belirti ve bulguları ürtiker (geniş, ciltten kabarık, koyu pembe-kırmızı renkli döküntüler), kaşıntı, terleme, ağız içerisinde iğne batmasına benzer bir his ya da bir tür kaşıntı hissi, öksürük, solunum zorluğu, hırıltılı solunum, geniz kaşıntısı, ishal ve kusma. Kişi aynı zamanda sanki kötü bir şey olacakmış psikolojisine de kapılabilir. Tansiyon düşmesi ve bilincin bulanıklaşması nedeniyle solgundur. Gıda alerjisiyle birlikte en sık görülen kronik hastalıklarsa egzama ve astımdır.
7- GIDA BOYALARI BAŞ DÜŞMAN
Alerjik reaksiyonların çoğu doğal besin maddelerine karşı gelişir. Ama tartrazine ya da aspartam (bir tür yapay tatlandırıcı) gibi bazı katkı maddeleri de kimi kişilerde sorun yaratabilmektedir.
8- YAŞAM BOYU SÜRER YA DA DÜZELİR
Gıda alerjisi olan çocukların çoğunda süt, yumurta, soya fasulyesi ürünleri ve buğday alerjisi şiddetini kaybeder. Ancak, ceviz, yer fıstığı, balık ve kabuklu deniz ürünlerine arşı olan alerji hemen hiç azalmaz.
9- TEHLİKELİ DEĞİLDİR
Gıda alerjisi nedeniyle gelişebilen anafilaksi (alerjik şok) yaşamı tehdit eden ciddi bir durum. Ödem yüzünden solunum yollarının daralması kişinin nefes almasını güçleştirir. Acilen müdahale edilmesi gerekir. Gıda alerjisi olanların ellerinin altında enjeksiyona hazır epinefrin bulundurmalarında yarar var. Alerjik reaksiyon geçirmekte olan kişi derhal hastaneye götürülmeli, acil müdahalesi tamamlanıp müşahedeye alınmalı. Bazen epinefrin uygulamasına rağmen ilacın etkisi geçtikçe tablo yeniden ağırlaşabilir.

Hemen test yaptırmayın
BİR ÖNERİ

Gıda alerjileri özellikle anneleri çok korkutur. Gıda alerjileri konusu ciddi bir hastalık olduğu için mutlaka doktorların araştırması, teşhis koyması ve tedavi etmesi gerek. Böyle bir sorunun teşhisinde ne diyet uzmanlarının ofislerinde uygulanan intolerans testleriyle ne de ayaküstü yapılan basit incelemeler veya internette satılan testlerle sonuca gidemezsiniz. Böyle bir durumun varlığına işaret edebilecek bazı sağlık sorunlarının teşhisi söz konusu olduğundaysa, uzmanlaşma daha da önem kazanır. Mesela çölyak hastalığı gibi bir durum düşünüldüğünde devreye gastroentroloji uzmanlarının da girmesi gerekir. Eğer herhangi bir gıdaya karşı alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız hemen bir test yaptırmak yerine öncelikle bir aile hekimi, iç hastalıkları uzmanı daha da iyisi bir alerji uzmanından yardım isteyin. Hangi testin yapılacağına, sorununuzun ne olduğuna ve nasıl çözümleneceğine bırakın doktorunuz karar versin! (www.familydoctor.org’dan derlenmiştir)

Rutin taramalarda test yapılır mı
BİR SORU

Gıda alerjisi testleri veya gıda intoleransı incelemelerine rutin check-up’larda yer vermeye gerek yok! ‘Gıda intoleransı testi’ adı altında yapılan incelemelerin doğrudan teşhis koyduğu herhangi bir sağlık sorunu da zaten tanımlanmış değil. Gıda alerjisi testlerine gelince: Bunların özellikle cilt testi şeklinde uygulananları son derece güvenli testler. Kan analizleri yapılarak da gıda alerjilerini araştırmak mümkün olabiliyor ama bunlar hem pahalı hem de güvenilirliği sınırlı incelemeler. Cilt testleri olarak uygulananlar, sizin hangi gıdaya ne oranda alerjiniz olduğunu net ve açık bir şekilde ortaya koyabiliyor. Bir başka özellikleri de her zaman, her yerde, her koşulda benzer sonuçlar sonuçları vermeleri.

 

 

 

 

 

www.aliozdemir.net

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook'ta Paylaş